TH-TR
 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yapRaock Radio

Paylaş | 
 

 billin ameliyat sonrası ilk röpörtajı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Laura
Acemi üye
Acemi üye
avatar

Takımlar : 5
Ruh Hali : 6
Mesaj Sayısı : 109
Rep Gücü : 267
Rep Puanı : 3
Kayıt tarihi : 20/04/09
Yaş : 23

MesajKonu: billin ameliyat sonrası ilk röpörtajı   Salı Nis. 21, 2009 4:36 pm

Gazetecilerin bir kuralına göre 18 yaşındakilerle röportaj yapmak bir taştan süt sağmaya çalışmak kadar akla uygundur. Ama söz konusu Bill Kaulitz olunca bu kural değişiyor. Sıklıkla gay olarak damgalanan genç yıldız birçok (Alman) gösteri dünyası tecrübelilerinden daha mantıklı konuşuyor. Vanity Fair, Bill ile ameliyatından kısa bir süre sonra tanıştı ve onunla e-mail yoluyla bağlantı kurdu.

VF: Bay Kaulitz, ses tellerinden geçirdiğin ameliyatla ilgili neler hissediyorsun?
BK: Şey, birisi siz genel anestezi altındayken boğanızı metal bir aletle açıp ses tellerinizden bir şeyler kestikten sonra nasıl hissedilirse işte aynen öyle hissediyorum. Herkes bu duyguyu bilir. Tüm bunlardan kurtulduğuma ve her şeyin bitmesine çok seviniyorum. Ama hala sesim için korkuyorum ve iptal edilen konserler için de kötü hissediyorum.

VF: Ne kadar dinlenmek gerekiyor?
BK: Ameliyattan sonraki 12 gün boyunca konuşmam yasak. Bundan sonra 4 haftalık bir rehabilitasyon başlıyor. Sabırsızlanıyorum.

VF: Her şeyin başlangıcından konuşalım. Söylenene göre yaratıcılık acı dolu anılardan ve ezildiginiz zamanlardan beslenirmiş. Senin yaratıcılığını besleyen neydi?
BK: Canımı en çok yakan şey annemle babamın ayrılması oldu. 7 yaşındaydım ve olan bitene anlam veremedim. Beni çok etkiledi. İlk albümümüzde bununla ilgili bir şarkı da var. Adı “Gegen Meinen Willen”

VF: Üvey baban Gordon Trümper’in gitar hocası olduğunu biliyoruz. Ya biyolojik baban? O ne iş yapıyor?
BK: Kendisi tır [kamyon] şoförü (truck driver) ve Hannover’de yaşıyor.

VF: Sen 8 yaşındayken, ailen Magdeburg’den sadece 700 kişinin yaşadığı Loitsche’ye taşındı. Bunu nasıl karşıladın?
BK: Korkunç hissettim çünkü ben kesinlikle şehirdışında; doğayla iç içe yaşayacak biri değilim. Tom ve benim nasıl sivrildiğimizi ve dikkat çektiğimizi tahmin etmişsinizdir. Bize tamamıyla aklını kaçırmış 2 uzaylıymışız gibi baktılar. Okul da berbattı. Her gün Wolmirstedt’e giden servisi yakalayabilmek için 5:30’da kalkıyordum ve eve 4:30’dan erken varamıyordum. Bundan nasıl da nefret ederdim! Okulda ise hep aynı yüzler… Hayatımın en kötü zamanlarıydı.

VF: Öğretmenler Kaulitz kardeşlere nasıl davrandılar?
BK: Tom ve ben 7. Sınıfa kadar beraberdik. Sonra bizi ceza niyetine ayırdılar. Tokat yemişe döndük ve bu bizi derinden etkiledi. O zamana kadar her şeyi birlikte yapmıştık. Biz tek yumurta ikizleriyiz ve çok yakınız birbirimize. Ve tabi ki bu disiplin transferine karşı geldik ama öğretmenlerimiz birlikteyken bizi durduramadıklarını ve bize karşı gelemediklerini söylediler çünkü ikimiz de hazırcevaptık ve lafı yedirirdik. Ben parmağımı kaldırıp kısık sesle konuşan biri değildim. Her zaman bağırırdım. Bu yüzden annem sürekli okula gelmek zorunda kalırdı.

VF: Zamanında yapılmayan sınavlara girmeyi rica etmek sana özel bir şeydi. Bunu nerden öğrendin veya geliştirdin? (Bunu savunmayı)
BK: Okula hiçbir zaman ihtiyacım olmadığını biliyordum çünkü bir şarkıcı olacaktım. Öğretmenler beni sürekli sinir ettiklerinden onlara karşı kullanmak için haklarımı öğrendim. Neyi yapmaya hakları olduğunu ve neyi yapmaya izinleri olmadığını biliyordum. Genelde öğretmenlerim hep en kötü öğretmenlerdi. Bana, saçlarım farklı diye ya da tırnaklarım siyah ojeli diye “İyi günler!” bile demeyen öğretmenlerim oldu. Okula böyle gelemeyeceğimi söylediler. Bir tanesi dış görünüşüm yüzünden benimle ders işleyemeceğini; bana hiçbir şey anlatmayacağını bile söyledi. Hatta şöyle şeyler derdi: “Kafan sadece güzel görünen saçların için değildir”. Ben bir anti-öğrenciydim ve bunların hiçbirine de katlanmadım.

VF: Notların nasıldı?
BK: Harika. Ortalamam hep 1,8di. Bu çoğu öğretmeni sinir ederdi.
(Not: Almanyada en yüksek not 1; en düşük 6)

VF: Öğretmenler canını yakabiliyorlar mıydı?
BK: Hayır; asla. Ben tırnaklarını yiyen hasta bir manyak degildim. Kendime güvenim tamdı. Okula herkesin bana bakacağını ve öğretmenlerin de beni konuşacağını bildiğim için giderdim. Bu çok hosuma giderdi. Stilimle ilgi çekmeyi çok isterdim. İnsanlar benim hakkımda konuşmak zorunda kalırlardı.

VF: Çok kısa bir zaman önce liseyi özel eğitim sistemiyle bitirdin. Omleti Hamlet’ten ayırabilmenin neresi önemli sence?
BK: Aslında insan o ikisi arasındaki farkı bilmeli; ancak okul sistemi her birey için uygun değil; bireye odaklı değil. Hayatımda hiç ihtiyacım olmayacağını bildiğim halde niye matematik çalışayım ki? Ben müzik okumayı 8. Sınıfta bıraktım; herkes şaşkına dönmüştü. Ama bazı insanların hayat hikayelerini öğreniyorduk--> sıfır ilham. Şarkı söyleme*den hep kötü notlar alıyordum çünkü başka insanların şarkılarını söylüyorduk. Korkunçtu!

VF: Müziğin, ülkenin kasaba kısımlarının (countryside) melankolisinden kaçmak için kullanılan bir bilet olduğu klişesi sana uyuyor mu?
BK: Evet. Hep şöyle düşünürdüm: herkesin birbirini tanıdığı bu hıyar dolu kasabadan bir an önce kurtulmam gerek! Günlük hayattan nefret ediyorum. Bu yüzden Tokio Hotel benim için en doğru şey. Her gün birbirinden farklı: yeni şehirler, yeni insanlar.

VF: Paparazzi ve söz gelimi gazeteciler sağolsun, 24/7 yayındasın. Bu senin için bir terbiyesizlik; ahlaksızlık mı yoksa yerine getirilmesi gereken bir şey mi? (yapılmasında bir sorun olmayan?)
BK: Küçükken, yaptığım her şeyin kaydedilmesinin ve bunun dünyaya yayılmasının nasıl olduğunu hayal ederdim. Sonsuz ilgi isterdim. Şimdi buna ulaştım. Bundan nasıl rahatsız olabilirim ki?

VF: Senin için Tom kadar önemli biri hiç olacak mı?
BK: Hayır. Tom her şeyin üstünde. Onsuz bir hayat düşünemiyorum. Kimse birbirimize ne kadar yakın olduğumuzu tarif edemez. Bu duyuların da üstünde bir şey. Sıklıkla aynı şeyleri düşünüp; aynı rüyaları görüyoruz. Artık birbirimizle konuşmamıza bile gerek kalmıyor.

VF: Çoğu tıpatıp ikiz bu ortak yaşamı bir işkence olarak algılıyor ve ölümcül sahnelere yol açıyor...
BK: Tabi ki biz de tartışıyoruz. Ve eğer tartışırsak bu gerçekten kötü oluyor. Birbirimize saldırıyoruz ve yumruklar atıyoruz. 1 sene önce birbirimize otel odasındaki sandalyelerle saldırdık. Ama asla kin beslemiyoruz. Kapıları çarpıyoruz; içimizden biri yok oluyor ve 10 dakika sonra tekrar birbirimizle konuşmaya başlıyoruz.

VF: Sana hangisi daha yakın: doğal Bill mi yoksa makyajlı olan mı?
BK: Kesinlikle makyajlı olan. Doğal halim benim için bir kostüm; maske gibi. Ünlü olmasaydım yine makyaj yapardım. Bu halim kesinlikle beni ifade ediyor.

VF: Kim seni doğal halinle görüyor?
BK:Sadece ve sadece ailem.

VF: Ünlü çocuklar genelde zararlı ve çürütücü sanatçı cinsidir; çünkü yaşlandıkça kendilerine zarar vermeye başlarlar. Sen de imajını ilginç tutabilmek için zaman zaman bu tür düşüşler gerçekleştirecek misin?
BK: Bence mükemmel olmadığını açıkca göstermek kesinlikle iyi bir şey. Bu konuda çok stres yapmıyorum. Hayranlarını kaybetmemek için her şeyi planlamak çok kötü bence. En başından beri nefret ettiğim şey daha tecrübeli grupların ya da plak şirketlerinin bu işlerin nasıl yürüdüğünü bana anlatması. Öğüt diye bir şey yoktur! Plak şirketimizle ilk görüşmelerimizde bize bir dış görünüşümüzle ilgilenecek bir moda danışmanı vermek istediler ama benim; ne giyeceğimi bana söyleyen bir moda danışmanım hala yok. Bu beni sınırlardı. Ayrıca bütün konserlere biz karar veriyoruz ve her bağlantıyı biz kuruyoruz çünkü kararlı olmak ve kendine inanmak gerek.

VF: Sana kim “Hayır!” diyebilir?
BK: Söz konusu iş olduğunda: kimse! Ne yönetim ne de plak şirketi. Sözünü dinlediğim kişiler ailem ve en yakın arkadaşlarımdır. Annem bana “Bill bu çok iğrenç!” diyebilir ve işte o zaman yaptığım şey üzerine düşünürüm.

VF: Anneniz ve babanız hala ebeveynlik taslıyorlar mı?
BK: Şunu söylemeliyim ki annem bize bunu hiç yapmadı. Ödev yapmak isteğe bağlıydı. Bize özgürlük tanıdı ama bize her zaman dikkat etti; bizi her zaman kolladı. Aramızda büyük bir güven var; arkadaş gibiyiz. Anneme söylemeyeceğim hiçbir şey yoktur. Annemin bilmediği tek bir sırrım bile yok. Eve ilk sarhoş geldiğimde bunun üzerinde düşüneceğini söylemişti ve ben asla korkmamam gerektiğini biliyordum

VF: Annen, senden saçını sadece bir Noel’cik rahat bırakmanı hiç diliyor mu?
BK: Hayır. Umurunda da değil. Saçımı ilk 9 yaşındayken boyadım ve saçımın rengi yeşil, mavi, beyaz ve siyah arasında gidip geliyordu sürekli. Kaşımı 13 yaşındayken deldirdim. Annem bu konularda gerçekten geride durdu ve karışmadı.

VF: Yaklaşık 200 kız konserlerinizde ecstasy yüzünden bayılıyorlar veya üzerinde “Fuck me through the monsoon” gibi sloganlar yazan posterler kaldırıyorlar. Milyonlarca kızın kendi cinsel fantezilerini senin üzerinde gerçekleştirmelerini ve tasarlamalarını bilmek nasıl bir duygu?
BK: Dürüst olmak gerekirse bunu pek düşünmüyorum. Bazen gruptakilerle birbirimize bakıyoruz ve gülüyoruz çünkü insanların bizim posterlerimizi duvarlarına astıklarını hayal bile edemiyoruz. Ama birinin duvarında asılı olmanın çok havalı bir şey olduğunu hep düşünmüşümdür. Eskiden, odamda oturur ve idolum Nena’nın neler yaptığını, nerede olduğunu, neler düşündüğünü düşünürdüm. Ve şuan diğer insanların da odalarında oturup beni düşündüklerine inanamıyorum. Bana göre, ben çok normalim ve biz çok da özel değiliz. Kendimizden habersiziz galiba.

VF: 3. Kişinin bakış açısından kendini ne sıklıkla düşünüyorsun?
BK: Bazen. Ama kazayla. Bir şeyi yapmakta isteksizsem; “Bill bunu her halukarda yapmalısın çünkü grup için gerekli” diye düşünebiliyorum.

VF: Senin bu kendine güvenen görüntün toplumdaki bazı insanlarca garip karşılanabiliyor. Bill karakteriyle gerçek Bill arasında bir fark var mı?
BK: Kendinize tabi ki bazı şeyleri ayırıyorsunuz. Bunun dışında arada çok büyük farklılıklar yok; zorunlu olarak yok. Son üç yıl aralıksız bir koşuydu. Arada hiçbir kesinti yoktu; bir yere gittiğin ve kendine özel zamanının olduğu. Turdayken bile günde 24 saat etrafımızda kameralar vardı. Birkaç saat sonra herkesin öğrenmediği bir şey nasıl yaşayabilirsiniz ki? Ama bu zaten hep istediğim şeydi. Dolayısıyla bununla başa çıkmalıyım.

VF: İmrendiklerimiz kendilerini imrenmeye değer pek hissetmezler. Bill olmanın en sinir bozucu yanı nedir?
BK: Benim gibi insanların en büyük problemi "güven". Birine inanmak ve kendimi ona bırakmak benim için çok zor. Şu son yıllarca hiç yeni arkadaş edinemedim ve aşık da olmadım. Biriyle tanıştığım zaman çok dikkatli & kuşkucuyumdur ve kendine sürekli sorarım: “Bunun arkasında ne var?” İnsan gerçekten garip olan ya da basına bir şeyler sızdırmaya çalışan kişilerle ne yazık ki sıklıkla karşılaşıyor. Eğer ünlü olmasaydım tanıdığım birine çoktan aşık olmuştum.

VF: Kim senin güvenine en kötü şekilde ihanet etti?
BK: Karşımdakinin bana bunu yapmasına izin verecek kadar kimseye açılmadım. Adeta bir zırhla; kalkanla geziyorum. Dışarı çıkmak ve başkalarının haberi olmadan tamamıyla yeni biriyle tanışmak; onu tanımaya başlamak yoksun kaldığınız en büyük şey. Yine de bugunki hayatım her zaman istediğim şey.

VF: Yıldızların kendileri gibi yıldızlarla takılmalarının en büyük nedeni güven problemleri mi?
BK: Evet. Angelina Jolie’nin Brad Pitt’in kendisini ünlenmek için kullandığı hakkında endişelenmesine gerek yok. Bir ünlü kendisi gibi bir hayata sahip olan ve bu hayatın içinde olan kişileri tercih eder. Kız arkadaşlarım evde onlarla TV karşısında oturmak yerine, okuldan hemen sonra provalara neden gittiğimi ya da haftasonları klüplerde neden konser vermem gerektiğini hiç anlamadılar. Bugün bu tabi ki daha da zor. Bu hayatı kim sizinle yaşamak ister ki? Ayrıca karşınızdaki bu hayatı asla bırakamayacağınızı ve bu hayattan asla kaçamayacağınızı da anlamak zorunda.

VF: En son ne zaman aşık oldun?
BK: 3,5 yıl önce. Hala büyük aşkımı bulamadım ve herkesin de bulduğunu düşünmüyorum. Ve eğer bulunacaksa; bu sadece bir kez gerçekleşiyor. Benimse "o"nu bulmam için çok sansa ihtiyacımvar.

VF:18 yaşındasın ve her şeye rağmen (tüm bu ask mesk olaylarına ragmen) ölesiye öpüşmeyi tercih etmiyor musun?
BK: Bilmem. Yaşadığım şeylerden sonra hayatımın büyük ve tek aşkını bulmayı öpüşmeye tercih ediyorum. Benim için tek şey var: kendime ayırdığım o az zamanımı çok iyi tanıdığım kişiyle geçirmek!

VF:Bir kıza “Seni seviyorum” dedin mi hiç?
BK: Evet ama gerçekten kastetmemiştim. “Senden hoşlanıyorum” demem gerekirdi. Büyüdükçe o ikisi arasındaki farkı daha ciddiye almaya başlıyorum. Ama Tom yatağına giren her kıza “Seni seviyorum” diyordur herhalde.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Laura
Acemi üye
Acemi üye
avatar

Takımlar : 5
Ruh Hali : 6
Mesaj Sayısı : 109
Rep Gücü : 267
Rep Puanı : 3
Kayıt tarihi : 20/04/09
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: billin ameliyat sonrası ilk röpörtajı   Salı Nis. 21, 2009 4:37 pm

VF: Aynı kız için rekabet eder misiniz?
BK: Aynı tip kızlardan hoşlanıyoruz. Kız arkadaşlarımız her zaman birbirinin arkadaşı olurlardı. Korkunçtu çünkü bize karşı hep birlik olurlardı! İlk öpüşmemiz aynı kızlaydı. İlk Tom’du; ondan sonraki gün kız beni öpmeye başladı. İkimizde bu olayı hemen kapadık ve atlattık. Tanrım, iğrenç olduğunu düşünmüştük- ilk öpücük kadar iğrenç.

VF: O zamanlar kaç yaşındaydın?
BK: 11. Kız ise 3 yaş büyüktü ve daha tecrübeliydi.

VF: Tom ilk kez kaç yaşında seks yaptı?
BK: Eğer doğru hatırlıyorsam; 14.

VF: Söylenene göre Tom kadınlarla sanki hiç yarını olmayacakmış gibi ilgileniyormuş...
BK:Ne isterse onu yapmasına izin veriyorum. Her gece ayrı kişiyi ağırlayabilecek cürete sahip. Ben bunu düşleyemem ve bundan zevk de almam. Konu bu tür şeyler olduğunda birbirimizden çok farklıyız.

VF: Meslektaşınız Robbie Williams bize bir defasında Almanya’da 2 tip groupie (ünlülerle seks yapmaya çalışan kitle) olduğunu söylemişti. Biri seks yaparken elinde diğerlerine gösterecek kanıtı olsun diye fotografını çekmeye çalışanlar; diğeri ise seks sırasında kibarca “Robbie, bana karşı duygularında ciddi misin?” diye soranlar...
BK: Tom da bana aynen bunu söylüyor. Sürekli yolda olduğumuz için kimseyi yatağıma almadım. Bu benim midemi bulandırıyor; her gece tanımadığım birini yatağıma almak. Henüz bu noktaya erişemedim. Herhangi bir kızı bir geceliğine odama alacak cesaret ve güven bende yok. Turdayken tek özel şeyiniz otel odanızdır ve birinin orada sadece bir geceliğine uyumasına izin vermek- hayır, gerçekten çok şüpheci davranırdım.

VF: Hiç seks yaptın mı?
BK: Bunun benim sırrım olarak kalmasını istiyorum.

VF: İnsanların gay olduğunu düşünmeleri seni şaşırtıyor mu?
BK: Hayır, hiç şaşırtmıyor. Çoğunun şöyle bir düşünme tarzı var: makyaj + şekilli şaç = gay. Benim olayımın bu olmadığını anlatmak istedim; her zaman böyle olmadığını. (bir nevi o yargıyı kırmak istemiş yani) Herkes istediğini yapabilir. Bir şey diğeriyle alakalı olmak zorunda değil.

VF: Eğer 1 günlüğüne kız olsaydın ne yapardın?
BK: Kesinlikle kardeşimle takılmazdım!

VF: Yani ne yapardın?
BK: Tanrım, ne yapardım? Muhtemelen şuan yaptığım şeyi yapardım; çünkü aralarında hiçbir fark yok.

VF: Kızlara neyi yasaklardın?
BK: Kıskanç olmamayı çünkü kıskançlık çok önemlidir. Aşıkken her şeyi sahiplenirim; her şeyi isterim ve asla da bırakmam. Kız arkadaşım bana “Bill, senin için çığlıklar atan o kızlar umurumda değil; sana tamamıyla güveniyorum” deseydi çılgına dönerdim!

VF: Hiç kandırıldın mı?
BK: Hayır. Ayrıca kimseyi de kandırmadım. Sadakat ve dürüstlük benim için en önemli şey.

VF: Kız arkadaşlarının sinirini nasıl bozardın?
BK:Bütün gün yüksek sesle konuşurdum; özellikle de ellerimi ve ayaklarımı kullanarak. İnsanların konuşmasına asla izin vermem. Bu herkesi gıcık ediyor.

VF: Hangisi daha zor: kendini sevmek mi yoksa başkasını sevmek mi?
BK: Kendini sevmek. Her şeyinle kendini kabul etmek gerçekten çok zor. Kendini çok güvensiz hissettiğim ve bir delik açıp; içine girip üstüme de örtü çektikten sonra orada 1 yıl kalmak istediğim vakitler şaşılacak derecede fazla. Bazen sürekli acelemizin olmasına ve bir konserden diğer konsere geçmemize seviniyorum; bu şekilde bazı şeyleri düşünecek vaktiniz olmuyor. Yalnızlık için; kendinizle baş başa kalmak için vaktiniz olmuyor.

VF: Özel Koruman olmadan yaşayabiliyor musun?
BK: Fırına bile gidemiyorum ve bunu başkasının yapması gerekiyor. Ama hala günlük hayat için uygunum çünkü benim tek problemim mükemmeliyetçi olmam. Başka insanların benim yerime işimi yapmalarına izin vermiyorum. Bu çok anormal ve giderek de kötüleşiyor. Her şey ayrıntılarıyla belli olmalı ve detaylara uymalı çünkü tam anlamıyla neyle karşılacağımı bilmeliyim. Yoksa deliririm! Tom da bu yüzden çok yıpranıyor ve sürekli stresli; bir sürü insana bizi rahatlatmaları için para verdiğimiz halde. Ama bunu biz yarattık ve dolayısıyla diğer insanlar da istediğimizin aksine Tokio Hotel’i özümsediğinde bu bizim için zor oluyor.

VF: Maddi (Finansal) işlerini de kendin mi kontrol ediyorsun?
BK: Evet. Bunu 13 yaşımdayken de yapıyordum. Bütün hesaplara erişimim var ve onları kariyerimi nasıl kontrol ediyorsam aynen o şekilde ediyorum.

VF: Ne kadar paran var, biliyor musun?
Arkadan plak şirketinden çalışan bir kadın bağırıyor: “Para hakkında konuşmak yok!”

VF: Ailene ne zaman bir villa alacaksın?
BK: Karşılayabildiğim anda. Kesinlikle ailemle beraber yaşamak istiyorum. Birbirimize çok yakınız ve bunun beni zorlayacağını da sanmıyorum. “Tanrım, lütfen dışarı çıkın!” diyeceğim bir sınır yok.

VF: Farz edelim ki kaçırıldın. Sana karşılık istenecek en akla uygun fidye tutarı ne kadar?
BK: Bütün arkadaşlarım ne kadar para toplayabilirlerse o kadar. Tabi işin sonunda paralarını geri almalılar.

VF: Britney Spears’ın düşüşü hakkında ne düşünüyorsun?
BK:Böyle bir şeyin nasıl olduğunu anlayabilirim çünkü aynı hayatı yaşıyorum. Diğer insanlar muhtemelen “Parası var; her şeyi başardı, niye rahatlamaya çalışmıyor ki?” diye düşünüyor olabilir. Ama kendimi solo sanatçı olarak olarak hayal edemiyorum; yoldayken sürekli yalnız olmayı düşünemiyorum. Bu büyük baskıyı tek başıma taşıyacak kadar kendime güvenmiyorum.

VF: Madonna 1991’de “Tanrı kadar ünlü olursam; işte o zaman mutlu olabileceğim” demişti. Sana uygun mu bu söz?
BK: Komik bir açıklama tabi. Ama bunu tamamıyla anlıyorum çünkü bu işin sonu yok. “Evet, Almanya’da yeterince ünlü oldum ve bu yeterli” diyemiyorsunuz. Her yerde olabildiğince başarılı olmak için can atıyorsunuz. Çok zengin bile olsaydım; hatta kendi adamı satın alacak kadar zengin olsaydım yine devam ederdim. Ün bir uyuşturucu. Tedavisi çok büyük bir darbe olurdu ve ben zar zor atlatabilirdim.

VF: Uyuşturucular yasal olsaydı, hangisini denemek isterdin?
BK: Her şeyi kontrol etme ihtiyacına sürüklenmemi engelleyecek rahatlatıcı bir şey.

VF: Rüyalarında da yıldız mısın?
BK: Bir seferinde bir kabus görmüştüm: yatağımda uzanıyordum ve odam camdan yapılmıştı. Etrafımda fotoğrafçılar vardı ve benim tonlarca resmimi çekiyorlar. Bizim çalışanlara “Lanet olsun, şunları dışarı çıkartamıyor musunuz?” diyordum ama bizimkilerden biri “Hayır, bunu yapamam. Bir görüşmen vardı ve sen uyuyakaldın” diyordu. Ama ben asla görüşmeleri kaçırmam. Her zaman 3 tane alarm kurarım böylece uyuyakalmam. Ve her zaman dakiğimdir.

VF: Neden kimse seni tek başına dans ederken görmedi?
BK: Ben dans etmem – eğer sarhoş değilsem. Sadece bir köşede otururum. Sadece sarhoşken dans ederim. Bence dans etmek kızlara özgü bir şey; sadece kızlar her yerde dans etmeli.

VF:Hiç kendi cenazeni düşünüyor musun?
BK: Doğruyu söylemeliyim ki evet. Benim yaşımdaki arkadaşlarım da düşünüyorlar. Kimin orada olacağını ve kimin senin için gerçekten ağlayacağını düşünüyorsunuz.

VF: Cenaze töreninde hangi şarkı çalınsın istersin?
BK:“Labyrinth” filminden David Bowie’nin "Magic Dance" şarkısı. Çok komik bir şarkı ve “Labyrinth” filmi küçüklüğümden kalma ve hala çok sevdigim bir film.

VF: Tabutunda ne giyeceksin?
BK: Simsiyah giyineceğim ve bir de deri bir ceketim olacak. Son isteğim kesinlikle saçlarımın yapılı olması olacaktır. Umarım o zamana kadar buna yetecek kadar saçım kalır. Kalmazsa, birisi kafama kesinlikle peruk takmalı!

kaynak:vanity fair dergisi
alıntıdır
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Laura
Acemi üye
Acemi üye
avatar

Takımlar : 5
Ruh Hali : 6
Mesaj Sayısı : 109
Rep Gücü : 267
Rep Puanı : 3
Kayıt tarihi : 20/04/09
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: billin ameliyat sonrası ilk röpörtajı   Salı Nis. 21, 2009 4:37 pm

üzgünüm çok uzun olduğu için sığmadı bende mecburan iki parça yaptım
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ironiq
Acemi üye
Acemi üye
avatar

Takımlar : 3
Ruh Hali : 4
Mesaj Sayısı : 114
Rep Gücü : 311
Rep Puanı : 8
Kayıt tarihi : 25/04/09
Yaş : 23
Nerden : ~MaKedoNya~

MesajKonu: Geri: billin ameliyat sonrası ilk röpörtajı   Çarş. Nis. 29, 2009 2:07 pm

süPeR oLmş saolL cnm...;)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://nurettinsis.yetkinforum.com/forum.htm
bill_ezgi
Acemi üye
Acemi üye
avatar

Takımlar : 2
Ruh Hali : 4
Mesaj Sayısı : 194
Rep Gücü : 829
Rep Puanı : 14
Kayıt tarihi : 20/04/09
Yaş : 22
Nerden : annemin karnından xD

MesajKonu: Geri: billin ameliyat sonrası ilk röpörtajı   Perş. Nis. 30, 2009 5:17 pm

sağol canım :]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ROOKİE
Yeni üye
Yeni üye
avatar

Takımlar : 5
Ruh Hali : 4
Mesaj Sayısı : 29
Rep Gücü : 117
Rep Puanı : 2
Kayıt tarihi : 25/04/09
Nerden : Ruki'min gözlerinden..

MesajKonu: Geri: billin ameliyat sonrası ilk röpörtajı   Paz Mayıs 03, 2009 2:52 pm

süper ya koptum xD

sağol canım ~
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: billin ameliyat sonrası ilk röpörtajı   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
billin ameliyat sonrası ilk röpörtajı
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Stern Dergisi Ropörtajı

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Tokio Hotel Turkey Clup :: Grup Üyeleri :: Bill Kaulitz-
Buraya geçin: